Amerika Birleşik Devletleri'nde, 1963 yılında yaşamını yitiren bir kadının kimliği, yapılan DNA testleriyle ortaya çıkarıldı. Uzun yıllar boyunca ismi bilinmeyen bu kadın, yerel otoriteler tarafından 'Jane Doe' olarak adlandırılmıştı.
Yapılan araştırmalar sonucunda, kadının ailesinin genetik bilgileri ile karşılaştırma yapılarak kimliği netleştirildi. Bu süreçte, modern DNA teknolojisinin sağladığı imkanlar büyük rol oynadı ve geçmişte kaybolmuş birçok hikayenin gün yüzüne çıkmasına olanak tanıdı.
Yetkililer, bu tür çalışmaların önemine dikkat çekerek, kayıp kişilerin ailelerine ulaşmanın yanı sıra toplumsal hafızayı da güçlendirdiğini vurguladı. Böylece, yıllar sonra bile olsa kaybolan bireylerin hatırlanması sağlanmış oldu.