Muhtemelen Türkiye’de en farklı fikirlerin çarpıştığı, üzerinde anlaşılamayan, tarafların birbirinden tamamıyla ayrıştığı dış politika konularının başında İran ve İran Türkleri geliyor. İran’da Türkler olmasaydı, Tahran’ın ABD’nin teklifini kabul etmesi, nükleer silah üretmekten vaz geçmesi ve ambargonun kalkmasının en iyi alternatif olduğu üzerinde kolaylıkla mutabakat sağlanırdı. Zira Ankara’nın önceliği, savaşların ve çatışmaların bitirilerek Ortadoğu’da istikrarın sağlanması.

Fakat İran’da 40 milyondan fazla Türk var. Ambargonun kalkması, rejimin ömrünün uzaması yani Türklerin esaretinin devam etmesi demek. Paradoksal olarak İran ekonomik olarak rahatlarsa yeniden yayılmacı politikalara yönelebilir ve bölgede istikrarsızlık kaynağı olabilir.

En çok savunulan görüş: ‘’İran’da rejim yıkılsın ve Güney Azerbaycan bağımsız olsun.’’ Türklerin 10 milyonu Güney Azerbaycan’da yaşıyor, 30 milyonu İran’ın diğer bölgelerinde. Bu görüş uygulandığında 10 milyon kurtulacak, peki 30 milyon ne olacak?

Bir başka görüş: ‘’Güney Azerbaycan, Türkmen Sahra ve Kaşkay Türklerinin çoğunlukta olduğu bölge bağımsız olsun.’’ Bu durumda 16 milyon Türk bağımsız oluyor, 24 milyon yine diğer devletlerin vatandaşı olarak kalıyor. Ayrıca üç devletimizde İran’ın zengin enerji kaynaklarından mahrum kalıyorlar ve üçünün de açık denizlere çıkışı olmuyor. Yani üç fakir ülkemiz oluyor.

Güney Azerbaycan; Türkiye ve Azerbaycan’la komşu, tarım ve turizm de potansiyeli olan bir ülke. Toparlayabilir. Sanayileşebilir. Kendi ayakları üzerinde durabilir. Hazar şeridinde petrol ve gaz bulunabilir. Hazar’ın kıyı şeridinin tamamında enerji rezervleri olması ama Güney Azerbaycan’da olmaması makul değil. İran, körfezde çok fazla enerji rezervi olduğundan bu coğrafyada arama, bulma çalışmalarında bulunmamış.  Fakat Kaşkayların ve Türkmenlerin kalkınması mümkün değil. Kaşkaylar, Arapların yaşadığı zengin bölgeye komşular. Hem denizin hem de enerji sahalarının dibindeler. Ama çölde ve bozkırda göçebe hayatı yaşıyorlar.

‘’Türkmenler Türkmenistan’la, Güney Azerbaycan Azerbaycan’la birleşir.’’ denebilir. Azerbaycan halklarının anlaşması çok zor hatta mümkün değil. Kuzey Türkleri seküler, güney Türkleri dindar Şii. İki yüz yıldır ayrılar, kültürleri ve yaşam tarzları son derece farklılaşmış. Ayrıca kuzey zengin, güney fakir. Kuzeyde yeni yeni zenginleşen halk zenginlikleri bölüşmek ister mi? ‘’İki tarafta Türk’’ demeyin. Afganistan’dan gelenlerde Türk. Bizim halkımız hoş geldiniz diyor mu? Erken bir birleşme telafisi imkansız sonuçlar doğurabilir.

Türkmenistan’ın devlet politikası İran’ın toprak bütünlüğünün korunması. Bununla birlikte rejim yıkılsa bile devleti yönetenlerin İran Türkmenleriyle birleşmek istemesi mümkün değil. Zira Türkmen devleti seküler ve dine son derece mesafeli. İran Türkmenleri, Afganistan Türkmenleri gibi çok dindarlar. İlaveten koyu Sünniler. Bu durum, baskıcı Şii devletlerin ana çıktılarından biridir. Kitleleri Şiileştirirler. Şii olmayanlar daha doğrusu olmamakta direnenler, mevcut inançlarına daha sıkı sarılırlar. O inanca sorgusuz sualsiz bağlanırlar. Yeniliklere ve değişikliklere direnirler.  

Bir başka görüş: ‘’Rejim yıkılsın ama İran toprak bütünlüğünü korusun. İran’ı, Türk devletine dönüştürelim’’ Bu politikaya en ciddi direnci Sünni topluluklar yani Türkmenler, Beluçlar, Peştular, Kürtler ve Araplar gösterecektir. Bu toplulukları Şiilerin çoğunlukta olduğu bir devlette azınlık olarak yaşamaya ikna etmek çok zor. Güçlü bir baskı rejimi kurmak lazım. Hem bu halklarla hem de Araplarla düşmanlaşmak lazım. ABD, İngiltere ve AB ile ters düşmek lazım ki bunların hiçbiri Türklüğün menfaatine değil.

İngiltere’nin cihan savaşından sonraki İran politikası, Körfezin diğer tarafında yaptığı gibi İran tarafında da küçük Arap devletleri kurmaktı. Musaddık iktidara geldiğinde petrolü kamulaştırınca bu politika iflas etti. Körfezin kuzeyindeki petrol bölgelerinde Sünni, güneyindeki petrol bölgelerinde Şii Araplar yaşıyor. Arapların, Peştuların ve Beluçların ayrılması kabul edilip Türk-Fars ve Kürt federasyonu kurulsa, enerji sahaları Araplarda kalacağından bu devlette fukaralığa mahkum olur.

Bu görüşün bir başka mahsurlu yanı Fars kültürünün ve dilinin çok baskın olması. İran’da Türk olduklarının bilincinde olmayan milyonlarca Türk var. Sadece memleketlerinde kalan azınlıklar benliklerini muhafaza edebilmişler. Eğitim ve çalışmak için gurbete giden ve yerleşenler iki nesilde önce dillerini sonra benliklerini yitiriyorlar. Ülkenin en çok göç veren bölgesi Azerbaycan. İran’ın neresine gitseniz Azerbaycan Türklerinin yoğun olduğunu görürsünüz. Doğal olarak benliklerini yitirenlerinde ekseriyeti Türkler. Yani Farslarla kurulacak bir devlette Türkçenin ve Türk kültürünün baskın hale getirilmesi çok zordur.

Türkiye’nin siyaseti belirlenirken, İran’da en güçlü kimliğin mezhep olduğu ve mezhep kimliğinin diğer kimlikleri zayıflattığı dikkate alınmalı. Özellikle Şii halklarda yani Farslar, Türkler (Türkmenler Hariç), Lurlar ve Gilani’ler de İranlılık şuuru ve İran’a bağlılık yüksektir.

Belirlenecek siyasette Azerbaycan’la mutabık olunmalıdır. İki ülkenin nüanslarda bile olsa, farklı siyasetler takip etmesi Türklüğe zarar verir. Çok mümkün görmüyorum ama Türk devletleriyle özellikle de Türkmenistan’da ortak siyaset takip edilebilse mükemmel olur.