Türkiye’de adalet kavramı, artık sadece iktidarın menfaatleri doğrultusunda şekillenen bir araç haline mi geldi? Bugün yaşananlar gösteriyor ki, hukuk düzeni, muktedirlerin ellerinde bir silah gibi kullanılmaya devam ediyor. Bunun en bariz örneklerinden biri de Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın maruz kaldığı hukuksuzluk sürecidir.

Ümit Özdağ, yıllardır Türkiye’nin milli güvenlik meseleleri, yasa dışı göç tehlikesi ve ülkemizin bekası konularında en net duruşu sergileyen siyasetçilerin başında gelmektedir. Onun ortaya koyduğu gerçekler, geniş halk kitleleri tarafından destek görmüş, fakat belli odaklar tarafından tehdit olarak algılanmıştır. Bu nedenle yıllardır türlü iftiralarla, medya manipülasyonlarıyla, sansürle ve nihayetinde hapisle susturulmaya çalışılmaktadır. Fakat ne ironiktir ki, bu baskılar onun ve temsil ettiği milli çizginin daha da güçlenmesine yol açmaktadır.

Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo şudur: Türk halkının iradesine yön vermeye çalışan bir siyasi lider, hukukun en temel ilkeleri hiçe sayılarak cezaevine konuluyor. Suçu nedir? Halkın gerçekleri bilmesini sağlamak, vatanın geleceğini tehdit eden politikaları eleştirmek ve Türk milletinin haklarını savunmak! Eğer bu bir suç ise, Türk milletinin tamamı sanık sandalyesinde oturmalıdır! Çünkü bu mücadele sadece Ümit Özdağ’ın mücadelesi değil, Türkiye’yi seven, bağımsızlığını ve milli değerlerini korumak isteyen herkesin mücadelesidir.

Düşünün ki, Ümit Özdağ gibi bir vatansever, hukuksuz bir şekilde cezaevine atılırken; terör örgütü mensupları, devletin imkânlarından faydalanarak siyaset yapıyor. Yolsuzluklara bulaşanlar, milyonları çalanlar serbestçe dolaşıyor. Kimileri ülkenin kaynaklarını yağmalarken, kimileri hukukun önünde hesap vermiyor. Ancak iş vatanını, milletini savunan bir siyasi lidere geldiğinde, mahkemeler jet hızıyla karar alıyor. Adalet terazisi, halkın gözleri önünde paramparça ediliyor!

Bu süreç, yalnızca Ümit Özdağ’ın değil, tüm muhaliflerin, hatta tüm Türk milletinin sınavıdır. Eğer bir ülkede hukukun bağımsızlığı kalmamışsa, eğer yargı, siyasi iradenin talimatlarıyla çalışıyorsa, orada demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Bugün Ümit Özdağ cezaevinde olabilir, fakat fikirleri, mücadelesi, inancı ve cesareti asla susturulamaz. Çünkü Ümit Özdağ, Türkiye’nin susmayan vicdanıdır!

Şunu çok iyi bilmeliyiz: Adalet bir gün herkese lazım olacak. Bugün Ümit Özdağ’a yapılanlar, yarın başka bir siyasetçiye, bir gazeteciye, bir akademisyene veya herhangi bir vatandaşa yapılacaktır. Eğer bu hukuksuzluk düzenine sessiz kalırsak, hepimiz sırayla susturulacağız. İşte tam da bu yüzden, Ümit Özdağ’ın maruz kaldığı bu adaletsizliğe karşı susmamak, tepki göstermek ve mücadele etmek bir vatandaşlık görevidir.

Bizler, Türkiye’nin geleceğini düşünenler olarak, hukukun üstünlüğünü ve adaletin gerçek anlamda tesis edilmesini savunuyoruz. Ümit Özdağ’ın serbest kalması, yalnızca bir kişinin özgürlüğü meselesi değil, Türkiye’nin geleceği açısından bir dönüm noktasıdır. Gerçek adaletin yeniden tesis edilmesi için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Çünkü adaletin olmadığı yerde ne devlet kalır ne de millet!

Bu millet, adaleti de vicdanı da hukuku da yeniden tesis edecek güce sahiptir. Unutulmamalıdır ki, baskılar, zulümler, hapisler gelip geçicidir, ancak hakikat her zaman galip gelir!