ABD’nin PKK’nın silah bırakmasını ve kendisini fesih etmesini desteklemesinin iki hedefi var. ABD ve İsrail, yöntemi henüz belli olmasa da İran’a operasyon yapmakta kararlılar. PKK’nın bünyesinde İran’a yakın güçlü bir kanat var. PKK silah bıraktığında bu kanat otomatik olarak tasfiye edilmiş olacak. Böylece ABD’nin İran’da Kürtlerin yaşadığı bölgeleri kontrol etmesi ve yönlendirmesi mümkün olacak. ABD Irak’a, İran’ın kontrolündeki Haşdi Şabi birliklerinin dağıtılması için uzun süredir baskı yapıyor. Geçmişte zaman zaman PKK ile Haşdi Şabi iş birliği yaptığından PKK’nin silah bırakması Amerika’nın Irak’ta işini kolaylaştıracak.

Beyaz Saray’ın asıl hedefiyse artık kangrene dönüşen YPG-PYD sorunun çözülmesi. Trump ilk döneminde de Suriye’den çekilmek istemiş ama başarılı olamamıştı. Kaldı ki o dönemde Suriye’de İran ve Rusya vardı. Gelinen noktada Suriye’de ne DEAŞ var ne de Rusya ve İran. ABD, İran karşıtı olan HTŞ ile çalışmak istiyor. YPG mevcut şekliyle varlığını sürdürürse Beyaz Saray, Ankara ve Şam’la sürekli karşı karşıya gelerek gerginlikler yaşayacak. YPG-PYD’ye milyar dolarlar vermeye devam edecek. Oysa çağrı kabul görürse YPG-PYD, Suriye devletine eklemlenecek. ABD başına bela olan bir organizasyondan kurtulacak.

ABD’nin asıl hedefinin ve rakibinin Çin olduğu göz önünde tutulmadan Orta Doğu politikası anlaşılamaz. ABD, Şii hilalini yok ettikten ve süre gelen çatışmaları sonlandırdıktan sonra Pasifiğe yönelecek zira Orta Doğu’da Amerika’ya   meydan okuyan ya da okuyabilecek bir devlet yok. Beyaz Saray bu yönelme ve İran ile Rusya’nın zayıflaması yüzünden doğacak boşluğu Türkiye-İngiltere ortaklığının önünü açarak doldurmayı planlıyor. 

AB’nin PKK’nın silah bırakmasını desteklemesinin en önemli nedeni göçmen sorunu. Brüksel; Suriye ve Irak’ta istikrar sağlanırsa hem daha az göçmen geleceğinin hem de halen Avrupa’da yaşayan sığınmacılardan memleketlerine dönenlerin sayısının artacağının farkında. Oysa Irak’ta PKK, Suriye’de PYD varlığını sürdürürse istikrar sağlanamaz. Bu terör örgütleriyle Türkiye, Irak, Suriye ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi sürekli karşı karşıya gelir. Ekonomi düzelmez, gelenler dönmez ve Avrupa’ya göçmen akını sürer.

AB, Suriye’ye olabildiğince az kaynak aktarmak istiyor. Bu ancak Suriye’nin kendi ayakları üzerinde durmasıyla yani petrol ve gazını devreye sokmasıyla mümkün olabilir. Suriye bugün itibariyle kapasitesinin %5’ini kullanabiliyor. HTŞ-PYD, Türkiye-PYD gerilimi sürdüğü sürece bu oranda kayda değer bir artış olmaz. AB, Trump’ın takip edeceği para politikası ve göç riski nedeniyle Suriye’ye çok fazla para ödemek zorunda kalır.

AB’nin stratejik açıdan öncelikli olarak tanımladığı Kalkınma yolu ve Doğu Akdeniz doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya getirilmesi projeleri Suriye ve Irak’ta düzen sağlanırsa gerçekleştirilebilir.

Rusya açısından YPG demek ABD’nin Suriye’de varlığını sürdürmesi demek. Yani Kremlin için PKK-PYD’nin silah bırakması ABD’nin Orta Doğu’da zayıflaması demek. Bununla birlikte Rusya, iki hayati derecede önemli hedefine yani Ukrayna savaşını olabildiğince fazla kazanımla sonlandırmak ve Suriye’deki askeri üslerini mümkün olan en az kayıpla muhafaza etmek hedeflerine ulaşmak için PKK-PYD’ yi ABD, İngiltere, Türkiye ve Suriye’ye karşı pazarlık unsuru olarak kullanacak.

Zengin Körfez ülkeleri de Suriye ve Irak’ın istikrara kavuşmasını istediklerinden, Kalkınma yoluna önem verdiklerinden ve her iki ülkede de petrol ve gaz üretiminin artmasını desteklediklerinden çağrıyı olumlu karşılıyorlar. Arap devletleri için Suriye’nin toprak bütünlüğü önemli. PYD’nin ve Türkiye’nin kontrol ettiği Suriye topraklarını işgal edilmiş Arap toprakları olarak görüyorlar. PYD Suriye devletine eklemlendiğinde bu sorun kendiliğinden çözülmüş olacak.

Çağrıya yani PKK’nın silah bırakmasına karşı olan ülkeler; İsrail, İran ve Mısır. İsrail ve İran, istedikleri zaman Türkiye’ye ve Suriye’ye karşı kullanacakları iki aparatın yok olmasını istemiyorlar. PKK çok zayıfladı diye düşünmeyin. Artık savaşların mantığı çok değişti. Husiler ABD ve İsrail’den çok zayıflar ama İran’ın verdiği füzelerle ABD gemilerini ve İsrail şehirlerini binlerce kilometre mesafeden vurabiliyorlar. İlaveten Suriye’nin bölünmesi İran ve İsrail’in lehine.

Mısır, Suriye rejimini tehdit olarak algılıyor. HTŞ’nin ve birlikte hareket ettiği örgütlerin bünyesinde binlerce Mısırlı var. PYD’nin kontrolündeki kamplarda ve hapishanelerde on binden fazla DEAŞ mensubu Mısırlı savaşçı tutuluyor. Kahire, Suriye istikrara kavuştuğunda cihatçıların Mısır’a yöneleceğini ve Suriye’nin onları destekleyeceğini düşünüyor. Bir diğer çekincesi de kampların Şam’ın kontrolüne geçmesi. HTŞ bu kampları ve cezaevlerini boşaltırsa Mısır binlerce cihatçıyla daha uğraşmak zorunda kalır. Ankara, Batılı ülkelerin ve Körfez devletlerinin HTŞ’ye olan rezervlerini kaldırmalarını ve Şam’a kredi açmalarını sağladı. Fakat yoğun gayret göstermesine rağmen Mısır’ı henüz ikna edemedi.

Terörsüz Türkiye girişiminin başlatılmasında iç konjonktürün yanında dış konjonktüründe uygun olması etkili oldu. Zira girişimin başarılı olması için uluslararası kamuoyunun desteğinin sağlanması şart. Bu vesileyle bir tespitimi daha aktarmak isterim. Önümüzdeki dönemde Batı, sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla, Türkiye ve Suriye’de yasal düzlemde siyaset yapan etnikçi partileri destekleyecek. Türkiye’ye tam üyelik vadederek, AB yerel yönetimler özerklik şartını uygulaması için baskı yapacak. İran’ı zayıflatmak için kendi kontrolünde silahlı etnik bölücü örgütler oluşturacak ve/veya faal olan örgütleri kontrolüne alarak güçlendirecek.